Evrimin Asi Prensi Peter Kropotkin’in Rus İmparatorluğu’nda Gizlice Sürdürdüğü Çalışmaları ve Yaptıkları

Varlıklı bir aristokrat, anarşist bir filozof ve bir biyolog. Birbirinden bağımsız görünen bütün bu kavramların hepsi aslında evrimin asi prensi Peter Kropotkin’i özetliyor. 

Gelin Peter Kropotkin kimdir, beraber inceleyelim.

Kaynak: https://www.rsb.org.uk/biologist-feat…

Peter Kropotkin kimdi?

Peter Alexeyevich Kropotkin, 1842 yılında Moskova’da Rus aristokratları olan ailede doğdu. Rusya’nın eski feodal sisteminin reform baskısı altında inlediği bir dönemde, Kropotkin ailesi yaklaşık 1.200 köylü işçiye, yani serflere ‘sahipti’. Anılarına göre, genç Kropotkin’in hayatı mücevher kaplı kostümler, salon oyunları, gösterişli ziyafetler ve kır evleriyle doluydu.

Hayatının sonunda Kropotkin, birçok yılını uzak komünlerde sürgünde ya da bir köylü kılığında geçiren bir anarkist filozofdu. Ancak aynı zamanda kendisi bir doğa bilimci ve biyologdu. O zamanlar toplumun hâlâ anlamaya ve yorumlamaya çalıştığı tartışmalı bir konsept olan doğal seleksiyon yoluyla evrim teorisine önemli katkılarda bulundu.

Genç Kropotkin’in Rus İmparatorluğundaki yeri.

Genç bir adam olarak Kropotkin, ondan beklenen kariyer yolunda oldukça başarılı oldu. St. Petersburg’daki seçkin bir askeri akademide eğitim aldı ve Rus İmparatoru II. Alexander’ın ordusunda çeşitli üst düzey pozisyonlara yükseldi. Ancak Kropotkin, Rusya’da köleliğin ve imparatorluk yönetiminin zulmünden giderek hoşnut olmamaya başladı. Gizlice devrimci dergi ve gazeteler için yazmaya başladı.

Ona Rus İmparatorluğunun en ulaşılmaz ve en soğuk bölgesi olan doğu Sibirya’ya seyahat etmesini gerektiren bir hükümet rolü teklif edildi. Kropotkin’in biyografisini yazan Oren Harman’a göre bu, Darwin’in Beagle gemisiyle yaptığı yolculuğun kutup versiyonu olacaktı. Kropotkin çoğunlukla at sırtında ve az eşya ile, beş yıl boyunca 80 bin kilometre seyahat etti.

Kropotkin ve Sibirya’daki yaşamı.

Kropotkin, başlangıçta dağ zincirlerinin ve yüksek platoların jeolojik teorisini araştırmayı planladı. Ancak 1859’da yayınlanan Darwin’in evrim teorisini de kanıtlamak istiyordu. Teoriye olan ilgisi yanında, filozofların ve politikacıların ‘en güçlü olanın hayatta kalması’ konseptini kendi ülkelerindeki kölelik, yoksulluk ve savaşın dehşetlerini haklı çıkarmak için giderek daha fazla kullanıyor oluşunu da haksız çıkarmak istiyordu.

Kropotkin’e göre, bu ideolojiler evrimin aynı türün üyeleri arasındaki çatışma ile ne dereceye kadar yönetildiğini abartıyordu. ‘Bireysel avantaj için acımasız mücadeleyi bir biyolojik ilkeye yükselttiler,’ diye yazdı.

Sibirya vahşi doğasında seyahat ederken, Kropotkin aynı türün hayvanları arasında az veya neredeyse hiç çatışma göremedi.

Ancak her yerde işbirliği görmüştü. Sürüler halinde avlanan kurtlar, birbirine yemek bulmada ya da sıcak kalmada yardım eden kuşlar, birlikte yeni meralar bulan geyikler, avcılara karşı savunma oluşturan atlar. ‘Nerede, hayvan yaşamının bolluğunu görsem, hep karşılıklı yardım ve destek gördüm,’ diye yazdı.

Kropotkin başlangıçta Sibirya’daki doğanın, dünyanın geri kalanından farklı olup olmadığını merak etti.

Darwin ve Wallace teorilerini ‘tropiklerin çığlık atan kargaşası’ içinde doğayı inceleyerek oluşturmuşlardı. Sibirya ise kar fırtınalarının geniş tundrayı kilometrelerce buzla kapladığı acımasız kışların ülkesiydi. Bu yüzden Kropotkin, Sibirya’da hayatta kalmak için işbirliğinin çatışmadan daha iyi bir strateji olabileceği düşünüyordu.

Darwin, Türlerin Kökeni’nde ‘hayat için mücadele’nin kendi türündeki bireylerle rekabet, yırtıcılardan gelen saldırılar, besin eksikliği veya doğa olaylarından kaynaklanan zararlarla da olabileceğini kabul etmişti.

Kropotkin’den önceki doğa bilimcileri, sosyal böceklerden köpek sürülerine kadar hayvanların işbirliği yapma örneklerini de kaydetmişlerdi.

Darwin’in dedesi Erasmus, bir önceki yüzyılda, sıradan yengeçlerin kabuğunu değiştirerek savunmasız hale gelen diğer yengeçleri korumak için ‘nöbetçiler’ yerleştirdiğini yazmıştı.

Ancak Kropotkin, ‘var olma mücadelesi’nde işbirliğinin önemini vurgulamak istedi. Hayvanların yaşadığı çevre, ana düşman olarak yeterince zorlayıcıysa, hayvanların bu mücadelede hayatta kalmak için çatışma dışında yöntemler arayabileceğini teorize etti. Özellikle Rusya’da, belki de doğa olaylarına karşı olan mücadele o kadar büyüktü ki, ısı, ışık, su ve yiyeceğin bol olduğu yerlerde  kanlı kavgalar yerine işbirliği daha popülerdi.

Darwin gibi Kropotkin de, gözlemlerinin kendi politik görüşleriyle iç içe geçtiği uzun macerasından döndü.

Babasının ölümü ona hükümetteki rolünü sürdürmesi için gereken bahanesini bırakma fırsatı verdiğinde, Kropotkin tam bir devrimci oldu ve kendisini bir anarşist olarak ilan etti. İnsanların merkezi bir yönetim olmadan küçük, kendi kendini örgütleyen topluluklarda yaşaması gerektiğine inanıyordu ve çatışma yerine işbirliğini öneriyordu.

1882’de Darwin’in ölümü üzerine, Kropotkin devrimci gazetesi Le Révolté için bir yazı yazdı. Darwin’in çalışmalarının ‘hayvan toplumlarının en iyi şekilde topluluk-anarşist tarzında örgütlendiğini’ kesinlikle kanıtladığına inanıyordu.

Kropotkin, 1902’de “Karşılıklı Yardım: Evrimin Bir Faktörü” adlı kitap olarak yayınlanacak olan beş makale yazdı.

Araştırmalarını Sibirya bozkırlarından arılar ve karıncalar gibi sosyal böcekleri, işbirliği yapan kertenkeleleri, sırtlan hiyerarşilerini ve sürü halindeki balıkları incelemek için genişletti. Kropotkin, ‘Hayatta kalmak, her türün korunması ve evrim için en önemli özellik olduğundan şüphelenmekte olduğum yardımlaşma ve desteği her türde gördüm,’ diye yazdı.

Onun teorisini destekleyen dünya çapında sayısız örnek vardı. En üst yırtıcılar olan beyaz kuyruklu kartalların yemek bulduğunda diğer kartallara seslenmesi; pelikanların birlikte avlanması; penguenlerin toplu halde kümelenmesi ve elbette Amerika’da tarif edilemez sayılarda toplanan büyük memeli ve kuş sürüleri… hepsi için karşılıklı yardım ana kuraldır,’ diye de yazdı.

Kropotkin, daha yüksek hayvanların işbirliği yapma yetenekleri açısından büyük avantajlara sahip olduğunu düşünse de, işbirliğinin “en düşük hayvanlar arasında bile” gerçekleştiğini kabul etti.

Kropotkin, özellikle mezarlık böceği (Nicrophorus) ile ilgileniyordu. Bu böcek türü, larvalarının beslenmesi için yere çürüyen eti gömer. Genellikle yalnız yaşayan bu böcekler, tek başlarına başa çıkamayacakları et parçalarını gömmek için diğer böceklerden yardım alabilirler. Kropotkin şöyle yazıyordu: “Genelde yalnız yaşarlar, ancak bir fare veya kuşun cesedini keşfettiğinde, gömebilmek için dört, altı veya 10 başka böcek çağırırlar.”

Mikrobiyal toplulukların karmaşıklığı anlaşılmadan önce de, Kropotkin bu canlıların da karşılıklı destek göstereceğini öngörmüştü.

“Mikroorganizmaların hayatında bile bilinçsiz de olsa karşılıklı destek faktörlerini öğrenmeye hazır olmalıyız” demişti. Daha sonrasında ise mikrobiyologlar, mikrobiyal topluluklarda mutualizm, simbiyoz, altruizm ve bencil ile özgecil stratejiler arasındaki dinamik değişimler dahil olmak üzere birçok işbirliği örneği bulmuşlardır.

Kropotkin’in kitabı, Karşılıklı Yardım’ın ilk bölümleri hayvan dünyasında işbirliğine dair kanıtları derlerken, sonraki bölümler Kropotkin’in “vahşi” ve “barbar” olarak adlandırdığı insanlar arasında karşılıklı yardımı ve bu kavramın Rusya ve dünyada nasıl uygulanabileceğini ele almaktadır.

Bu kitap anarşist topluluklarda temel bir metin haline geldi ve birçok doğa bilimci tarafından dikkatle okundu. Kropotkin kitabının ikinci baskısında, ‘İlk baskının üzerinden 12 yıl geçti ve biyologlar tarafından karşılıklı yardımın evrimde önemli bir öğe olduğu fikri kabul edilmeye başlandı,’ demiştir.

Ancak, evrimin bencil bir anlamda ‘en uygun olanın hayatta kalması’ olarak basit bir görüşü hala sürmekteydi ve bu, evrimsel teorinin ayrılmaz bir kavramı olarak hala devam etmektedir. İşbirliğinin evrimsel teoride tam olarak hesaba katılması için birçok yıl geçmesi gerekti.

1930’lar ve 1940’larda ekologlar, canlılarda işbirliğini daha metodik bir şekilde incelemeye başladılar.

William Morton Wheeler gibi entomologlar, karıncaların nasıl ‘süperorganizma’ gibi birlikte hareket ettiklerini inceledi. Soğuk Savaş sırasında oyun teorisyenleri, işbirliği ve özgecilik arkasındaki mantığı en iyi karar vermelk için incelediler.

Sosyobiyolog Robert Trivers, ilgili olmayan bireyler arasında işbirliğinin nasıl evrilebileceğini açıklamak için bu araştırmları genişletti.

Günümüzde ise evrimin yeni organizasyon seviyeleri oluşturabilmesi için işbirliği temel olarak kabul edilmektedir.

Genomların, hücrelerin, çok hücreli organizmaların, sosyal böceklerin, karmaşık ekosistemlerin ve hatta insan toplumunun ortaya çıkışı tamamen işbirliğine dayanmaktadır. Biyolojik sistemlerin diğerleriyle uyumlu bir şekilde çalışma fikri, ekoloji ve evrimin temel bir yönüdür. 

Kropotkin’in bu konuda katkıları ise küçümsenemeyecek kadar büyüktür.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir